Ela'nın Dizideki Sözleri

Hepimiz değişmek isteriz. Yeni yıllarda, doğum günlerinde değişim kararları alırız. Bu yıl spora başlayacağım. Artık sakin bir insan ola cağım. Kilolarımdan kurtulacağım... Oysa işte acı gerçek değişimi isteriz ama değişmeyi göze alamayız. Değişim korkutucudur. En korkutucu olansa sen olduğun yerde dururken sevdiğin insanın değişmesidir. Bazı şeyler hiç değişmez ya da değiştirmeye gücümüz yetmez. Bazılarıysa hiç beklemediğimiz bir şekilde değişir. Ama hayat değişse de bir şey hiç değişmez: sevdiklerimizin yanında olma ihtiyacı… Bazen seçemediğin kardeşin, bazen sevgilin… Bazen de yitirdiğin arkadaşın... Ve o insanları bir kere bulduğumuzda yanlarından kolay kolay ayrılmayız. Bazen bizi kırmış olsalar bile…(27.Bölüm)



Siz hayal kurarsınız hayat yıkar siz tekrar kurarsınız hayat tekrar yıkar bazıları buna yaşamak der ama bazen de yaşamak ölmeye benzer…(35.Bölüm)


Sevdiklerimizle olmak bize güç verir. Bazen insanın dünyayı yıkıp yeniden kurabileceğine inandıran bir güç… Başka hiçbir şeyin veremeyeceği tarif edilmesi zor, büyük bir güç...



Bazen sadece tek bir sürprize ihtiyacımız vardır... Dünyanın sandığımızdan daha iyi bir yer olduğunu ispat eden, hayatımızı alabildiğine güzelleştiren, yaşadığımızı hissettiren küçük minicik bir sürpriz. Bu kadar… Ne eksik, ne fazla...



Bazen yalnız olduğunu sandığında aslında hiçte öyle olmadığını görürsün. Bazense hiç beklemediğin bir anda kendini yalnız bulursun. Etrafımızı saran kalabalıktan zaman zaman sıkılsak da, itiraf etmek gerekir ki yalnızlık yalnızlıktır. Ve pek de güzel değildir...(28.Bölüm)



Görgüsüzlüğün sınırları, benim sabrımın sınırları her yer sınırlarla dolu kendi içimizde, başkalarıyla aramızda hep sınırlar var. Bazı sınırlar çok daha keskin, bazılarımızın ördüğü duvarlar çok daha yüksektir. Bazen de sınırların olması iyidir. Bazı sınırları aşmaksa hiç kolay değildir sadece olduğun yerde bile beklemek yetecekken arkana bile bakmadan kaçarsın ama peşinden gelmesini ümit ederek.(2.Bölüm)







Ne kadar hayır derseniz diyin bazı şeylere engel olamazsınız. En iyisi boşu boşuna savaşmaktansa kadere boyun eğmektir.(3.Bölüm)






Üniversitemizin kampüsün de bir heykel vardı. Eskiden beri var olan geleneklere göre heykelin burnunu okşamak öğrencilere şans getirirdi.1.sınıftaki oda arkadaşım heykelin gücüne gerçekten inanırdı. Ve her sınavdan önce burnunu okşamak için heykelin yanına giderdi.


Arkadaşım heykele güveneceğine ders çalışmalıydı. Belki o zaman sınavlarını verir ve doktor olurdu.



Hayatımızı kontrol edebileceğimizi düşünmek isteriz ama öyle anlar olur ki sanki her şey bir sarkacın ucundadır... Ya bir felakete düşeceksindir ya da bir peri masalına…


Bazen kıl payı yakalanırsın bir felakete bazen de ucundan yakalıyı verirsin talihi… Hangisinin olacağını bilemezsin... Sanki her şey pamuk ipliğine bağlıdır ve senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur…(37.Bölüm)




Gerçek her gün şekil değiştirir. Neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemek göründüğü kadar kolay değildir.


Hiç durmadan gerçeği arar dururuz. Bulduğumuzsa bize asla yetmez. Hep daha derine gitmek isteriz. Bütün bu karmaşa içinde en doğrusu belki de kalbimizin sesini dinlemek ona güvenmektir. Kim bilir belki de değildir. Kestirmek zor. Ne de olsa bunlar karışık konular.(32.Bölüm)




Sakin başlayan bir günün ne kadar masum olup olmadığını bilemeyiz. Her günün içinde insanların birbirlerini kandırmalarına yetecek 24 saat vardır.(30.Bölüm)



Her gün birbirinin aynı… İki yıldır her Allah’ın günü gece gündüz buraya koşuyorum. Yüzler hastalar hayatlar geçip gidiyor. Her yerim sızlıyor midem bulanıyor uyumak istiyorum ama yapamıyorum. Cerrah olma isteğinden vazgeçemiyorum. Bir de ondan vazgeçemiyorum. Canımı yakan, hasta eden, üzen, ağlatan aşktan…(29.Bölüm)




Âşık olduğunuz birini kaybetmek zenginken fakir olmak gibidir. Biri gelip hayatınızın bütün ışıklarını söndürmüş gibi hissedersiniz güneş doğar ama hava bir türlü aydınlanmaz perdenin arasından ışık değil sadece hüzün sızar…(38.Bölüm)




Hayattan ne istiyorum? Aşk… Para... Sağlık ya da hepsini... Karar vermek hiçte kolay değil... Ama ben sonunda karar verdim; ben sadece yaşadığımı hissetmek istiyorum... Çok mutlu ve çok üzgün... Çok yorgun ve çok rahat... Çok şaşkın, çok utanmış çok... Hayatımın her anını çok çok hissetmek istiyorum... İşte bu yüzden cerrahlık tam bana göre aslında... Her saniyeyi uçlarında yaşıyorsun. İnsanların hayatlarını kurtarıyorsun… Ya da ellerinin arasından kayıp gidişlerini izliyorsun...(1.Bölüm)





Mazi öyle büyülü bir şeydir ki ne kadar uzak olursa olsun gözlerimizi ondan alamayız hiç ummadığımız bir anda diğerlerinden çokta farklı olmayan her herhangi bir gecede kendimizi geçmişimize doğru yürürken buluruz.(40.Bölüm)



Gelecek kadar geçmişte sürprizlerle doludur ve biz hiçbir zaman bunlara hazır olup olmadığımızı bilemeyiz sadece ürkek adımlarla ona doğru yürürüz tüm korkularımıza ve isteksizliğimize karşın hepimiz bir gün mutlaka mazimizin kapısını çalarız.



Biz doktorlar hastalarımıza ilaçlar veriyoruz öğütler veriyoruz onlara tüm ilgimizi ve dikkatimizi veriyoruz hastalarımıza vermekte zorlandığımız tek şey vardır o da gerçekler çünkü çoğu zaman gerçekler acıdır üzücüdür korkutucudur. İnsanlar hep gerçeği bilmek istediklerini söylüyor peki gerçekten de istiyorlar mı gerçeği taşımak zordur en çokta başkalarından gizlenen gerçekleri…






Biz ne düşünürsek düşünelim insanlar bizim hayatımıza girerler ve çıkarlar ne onlara dur demeye gücümüz yeter ne de gitme diyebiliriz çaresizce seyrederiz sadece…(42.Bölüm)




Bazıları acılar yaşamaktır der. Ama nedense bazen yaşamak ölmeye benzer…



Yeni bir yıl yeni bir umut demektir her şeye yeniden başlamak her şeyi daha iyi yapmak daha iyi olmak için bir umut…(43.Bölüm)


Bir şey yapmanız gereken anlar vardır görmezden gelmemeniz gereken acil müdahale bekleyen anlar ama bazen bir şey yapmak zordur insan olmak gelip dikilir karşınıza eliniz kolunuz bağlanır olanları görmemiş gibi davranmayı yeğlersiniz. Bazıları buna zaaf der gerçektende öyledir.(44.Bölüm)


İnsanı yiyip bitiren bir sürü kötü duygu vardır örneğin; gurur ya da kıskançlığın eline düştüğünüzde en çok kendinize zarar verirsiniz ya da hırs veya şehvet kontrol edemediğiniz durumlar da sizi mahvedeceklerinden emin olabilirsiniz ama öfke, öfke bunların en kötüsüdür. Çünkü öfke bütün kötülüklerin anasıdır. Sadece öfke sizi sınıra kadar sürükleyebilir. Özelliklede kaderinize duyduğunuz öfke böyle durumlar da çok ileri giderseniz pek çok insanı da yanınızda götürürsünüz.






İnsanoğlu yasadığını hissetmek için pek çok şeye ihtiyaç duyar.


Aile, sağlık, aşk…


Ama hayata kalmak için aslında sadece tek bir şeye ihtiyacımız vardır.



Atan bir kalbe.



Kalbimiz tehdit edildiğinde iki farklı şekilde karşılık veririz.



Ya kaçarız ya da saldırıya geçeriz.



Bu içgüdüdür.



Ve içgüdülerimizi kontrol edemeyiz…



Yoksa edebilir miyiz?







Tek bir aşk yoktur kalpte açmasın yara…



Tek bir aşk yoktur iz bırakmasın insanda…



Böyle aşk yoktur ama böyledir ikimizin aşkı da…




Öylece dururken, gerçekten kaybetmenin ne demek olduğunu anlarsınız…


Yenik düşmenin acısını iliklersize kadar hissedersiniz.


Böyle zamanlarda dostlarınız sizi avutmaya, oyalamaya ya da olanları unutturmaya çalışırlar, oysa siz unutmak istemezsiniz, oyalanmak ya da avutulmakta istemezsiniz.



Hayata devam etmenin bir zamanı vardır ve daha gelmemiştir.



Tek istediğimiz acımızı paylaşabilmektir.





Bazen acı o kadar kuvvetli bir dalga olarak gelir ki sizi öldürmesinden korkarsınız...


Kaçmak istersiniz ama kaçamazsınız...


Acı gelir sizi yakalar paramparça eder ve her bir parçanız uzaklara savrulur...



En kötüsü canınızı bu kadar fena sadece tek bir kişi yakabilir… En sevdiğiniz…



Ona bakarsınız ve bunu size neden yaptığını anlayamazsınız…



Size nasıl kıyabildiğini böyle bir cehennemin ortasına nasıl atabildiğini bulamasınız...








Öncelikle zarar vermeyeceksin biz doktorlar bu yemini ederiz ama zarar verildiğinde ve suçluluk duygusu başladığında bununla nasıl başa çıkılacağını bilmeyiz. Zarar vermeyeceksin çoğunlukla bunu söylemek yapmaktan daha kolaydır ne kadar yemin edersek edelim gerçekte çoğumuz istemeden de olsa birilerine zarar veririz.




Bir cerrah olmayı başarmak ama gerçekten başarmak büyük bir özveri ve bağlılık ister...


Neşteri elimize alıp sonunda yarar ya da zarar verecek bir kesik atmaya gönüllü olmamız gerekir...


Her şeyi kendine ne kadar adadığına bağlıdır çünkü eğer kendimizi adamamışsak o neşterin elimizde isi yoktur…(49.Bölüm)







Bazen acı o kadar kuvvetli bir dalga olarak gelir ki sizi öldürmesinde korkarsınız… Kaçmak istersiniz ama kaçamazsınız… Acı gelir, sizi yakalar, paramparça eder ve her bir parçanız uzaklara savrulur… En kötüsü canınızı bu kadar fena sadece tek bir kişi yakabilir; en sevdiğiniz… Ona bakarsınız ve onun size bunu neden yaptığını anlayamazsınız. Size nasıl kıyabildiğini, böyle bir cehennemin ortasına nasıl atabildiğini bulamazsınız…



(Elanın Sözleri)



Bazı biçimlerde ihanetten kaçılabilir vücutlarımız bize ihanet ettiğinde ameliyat genellikle iyileşmenin anahtarıdır.Bazı biçimlerde ihanetten kaçınılamaz birbirimize ihanet ettiğimizde birbirimize ihanet ettiğimizde ise iyileşmenin yolu pek net değildir.


Bide çok daha ağır ihanetler vardır. Ama bazı yaraları bazı çok derin ihanetlerin kaybettirdiklerini onarmak için hiçbir yolu olmadığını anladığınızda beklemekten başka yapacak bir şey yoktur. Beklemek ve affedilmeyi ummak...






Doktorlar olarak herkesin sırlarını biliriz biz. Tıbbi geçmişlerini, cinsel geçmişlerini bir cerrahın bilmesinin elzem olduğu gizli bilgileri… Bu cerrah olmanın gerektirdiği bir zorunluluktur. Tıpkı 15 numaralı bisturiyi kullanmak gibi. Ve her parçası tehlikelidir, sırları saklarız. Saklamak zorundayız ama her sır saklı kalamaz.



Yorum Yaz